Toplumsal Orji Meydanı

Posted: 11 Mayıs 2010 in Tamamen ben

- İnsanlık Tanrı’nın yerine bilinen en iyi kitlesel tüketim ürününü, yani aşkı geçirmeyi seçtiyse ben ne yapabilirim?

- İsyan, oyunun bir parçası. Eskiden diktatörler ifade özgürlüğünden çekiniyor, düzen karşıtı görüşleri sansürlüyor, yazarları içeri tıkıyor, sistemi sorgulayan kitapları yakıyorlardı. Şimdi ise bireysellik adına götümüzü yırtabiliyoruz. Müthiş bir nesle sahibim.

- İnsanın, insana egemen olduğu günden beri ilk kez, karşısında özgürlüğün bile işe yaramadığı bir egemenlik sisteminde yaşıyoruz. Tersine, sistem bütün kozlarını özgürlük üzerine oynuyor, en büyük buluşu da bu zaten.

- Zamanla canavarlaşanlar, hep iyi niyetle hareket eden insanlardır.

- Davud, Golyat’ı hiçbir zaman yenmemiştir. Ben saftım ve saflık aşk denilen bu şirkette aranan bir nitelik değil. Düpedüz aldandım ben. Zaten, sizinle aramdaki tek ortak nokta da bu.

- İnsanları, aptal yerine koymamak ama öyle olduklarını da asla unutmamak gerekiyor. – Günlerim, söndürülmeyi bekleyen sekiz ayrı yangın arasında uzun bir zapping seansı gibi geçiyor. Ben keş bir bukalemunum.

- Daha önce yapıldı diye hiçbir şey yapmamak olmaz.

Anlıyorum… Gerçekten anlıyorum…

“Ayrılmamızı o kadar çok istiyorum ki… Senden özür diliyorum. Yalvarırım ağlama… Bir tek hayalim var, o da ayrılmamız… Bir pislik gibi tek başıma gebereceğim… Bas git, uzaklaş buralardan, hâlâ güzelken kendine yeni bir hayat kur. Benden uzaklaş… Denedim inan bana, direnmeyi denedim ama beceremiyorum. Boğuluyorum, artık dayanamıyorum, ben mutlu olmayı beceremiyorum… Yalnız kalmak ve gelip geçici kadınlarla olmak istiyorum… Yabancı kentlerde bekar gezmek istiyorum… Ben çocuk falan büyütemem, daha kendim çocuğum… Kendi kendimin çocuğuyum… Her sabah kendime hayat veriyorum… Benden nasıl baba olmamı beklersin? Senin aşkını istemiyorum… Ben aşk da istemiyorum…Ben kesinlikle bir şey isteyen ama ne istediğini kesinlikle bilmeyen bir amaçsızım… Ben kesinlikle ne olduğunu bilmediğim şeyleri istediğimi zannedecek kadar salak bir adam olduğum için yalnızca tek başıma içebiliyorum… İçerken çok şahane rol yapabilmem sayesinde, insanların gelip ‘hayırdır bilader, niye bu kadar efkarlısın’ demelerinden korktuğum çünkü verecek bir tane bile tutarlı cevabım olmadığı için…”

- Sanırım Ali, aşağı yukarı böyle cümleler kurmak istemişti. Ama hayır! Böyle cümleler kurabilmiş olsaydı her şey çok daha farklı olurdu. Ali, delikanlılığını sözlük sayfalarında ve donunun içinde bırakmayı tercih ettiği için hayatımın üç saatini önce kollarında nöbet geçirerek, sonra hastanede serum için delinen damarı yırtarak, güzel yüzüne iğrenç kelimeler söyleyerek ve en sonunda da nasıl ayarlandığını bir türlü hatırlayamadığım bir arabayla, annesinin kolları arasında Uşak’a giderek geçirdim.

-  İnsanlık tarihi görüp görebileceği en şiddetli öfkeye 24.04.2010 tarihinde, benim vücudumda tanıklık etti. Yeryüzünde ya da arşta, normlara uygun bir hissiyatla donanmış hiçbir varlığın, kendisiyle eş değerlere sahip bir diğerine bu kdar öfkelendiği görülmedi… Görülmeyecek! Öfke, can bulmuş bir halde ayaklarımdan girip ağzımdan kırmızı renkte çıktı. Öfke; kırmızı renkte, akıcı ve metal tadındaydı. Öfke dakikalar önce sarsılarak sediğim adamınkiyle buluşan dilimden sadece kelimeler kullanarak akmıyordu. Öfke, akmak için daha gerçekçi bir kisvedeydi…

- Aşkta, en az bir defa düşeceğin hatanın adı, “yanlış zaman, yanlış insandır”. Sadece bir defa düşeceğin hataya ise “doğru zaman, doğru insan” denir.

- Son üç maddenin hikayesini bundan sonraki yazıda okuyacaksınız.

- Ayrılıklar, aşkın Münih Anlaşmaları’dır.

- İnsanların sevgi dediği şeye ben ayrılık korkusu diyorum.

- Kadınlar hep böyledir: ya sikine bile takmazsın ya da üç buçuk atarsın. Takmıyorsan, it gibi korkuyorsun demektir.

- Arabanı tamir ettireceksen tamirciye gitmen, ev yaptıracaksan iyi bir mimarla anlaşman, hastaysan işini bilen bir doktora danışman doğru da, iş sevişmeye gelince uzmanlara başvurman neden yanlış oluyor? Hepimiz fahişeyiz. İnsanların %95’i on bin dolar karşılığında yatmayı kabul eder.

- “Doğru, yanlışın bir anıdır.” Guy Dubord.

- Anlıyorum beyler!… Fahişelerle birlikteyken, yanlış doğrunun bir anı oluyor. Nihayet kendiniz oluyorsunuz. “Normal” denen bir kadınla birlikteyken, çaba göstermek, övünmek, düzelmek, yani yalan söylemek gerekir. Tüm bunların ışığında söyleyebiliriz ki, o zaman orospuluk eden erkektir.

- Acı çekme tehlikesine karşı para ödemeye, sadece gerçekten hassas olan insanların ihtiyacı vardır. Bunun da farkındayım. Bu sebeple, her ayrılıktan sonra pipinizi bir daha işemek haricinde başka bir vasıfla kullanamayacağınızdan korktuğunuz için vaktinizi aşka değil, fahişelere harcadığınızı inkar etmeyin.

Bana merhaba der gibi hoşça kal dedi.

Tek başıma yemek yiyorum.

Eskiden çok fazla dostum vardı, şimdi ise kimse yok.

Bu demektir ki, hiç dostum olmadı.

İçiyorum, tişörtüm leş gibi kokuyor.

Bu, hoşuma gidiyor.

“Bırak seni terk edeyim, bırak gideyim, bırak yeniden genç bir embesil olayım” dedi bana.

Bir metre ötemi görmemek için, dışarı lenssiz çıkıyorum.

Miyopluk son lüksüm.

Her şey, kliplerdeki gibi harikulade bulanık.

Her şey yüzeyden ibaret.

Sıkı tutun.

Tüketim toplumunun ucunda, iletişim toplumunun zirvesindeyim.

Garsona, APerfectCircle biberiyle kavrulmuş, JohnLennon usulü tavuk, bol MarianneFaithfull’lu soya ve JimMorrisson soslu makarna istiyorum.

Karşımda, bir adam gülümsüyor. Ona aşık oluyorum.

O bunu hiçbir zaman öğrenemeyecek. Tüh!

Güzel bir andı.

Dirseğim bara dayalı, yeni adamlar hayal ediyorum.

Hayatta ne yapmak istediğimi anlamam zaman aldı: yalnızlık, sessizlik, içmek, okumak, çekmek, yazmak ve arada bir, bir daha hiç görmeyeceğim güzel bir adamla sevişmek.

- Charles Péguy, “Modern dünyada herkes mutsuz” demişti. Bu doğru! İşsizler, işleri olmadığı için, işçiler ise işleri olduğu için mutsuzlar. Sakin sakin uyuyun., Prozac’ınızı alın. Ve de sakın soru sormayın. Hier ist kein warum!

- Yemek yiyen insanlar. Bir şeyler tüketen insanlar. Araba kullanan insanlar. Birbirini seven insanlar. Birbirlerinin fotoğraflarını çeken insanlar. Seyahat eden insanlar. Hâlâ her şeyin mümkün olduğuna inanan insanlar. Mutlu olan, ama bunun kıymetini bilmeyen insanlar; mutsuz olan, ama bu durumu değiştirmek için hiçbir sik yapmayan insanlar… İnsanların yalnız kalmamak için icat ettikleri bütün o şeyler… Bir roman kahramanı “Mutlu insanlar canımı sıkıyor” diyordu. Mutlu insanlar diyeceğim azınlık benim canımı sıkmıyor ama öfkeden, kıskançlıktan, çaresizlikten ağlatıyor.

- Çöküşün yaklaştığını hissediyorum. Aynı anda aynada bağımlılığa meylimi görebiliyorum. “Narsisik” ve “Narkotik” kelimelerinin aynı kökten geldiğini biliyor muydunuz?

- Sadece intihar etmiş yazarları okuyorum: Hemingway, Kavabata, Gary, Chamfort, Seneca, Rigaut, Petronius, Pavese, Lafargue, Crevel, Zweig, Drieu, Montherlant, Mişima, Debord, Lamarche-Vadel; bu arada hatunlar da unutulmuyor: Slyvia Plath ve Virginia Woolf… (Sadece intihar etmiş yazarları okuyan biri çok okuyan biridir.)

- Şunu anladım: Hayat, ağaçlardan, manik depresiflerden ve sincaplardan oluşuyor.

- Artık bir çift eski Adidas, Gap marka delik bir tişört, leş gibi bir Levi’s jean giyen ve sakalı üç günlük görünsün diye her gün tıraş olan; yağlı saçlarını tutamlar halinde yüzüne düşüren, bere takan, Headbang dergisindeki gibi surat asan ve belden yukarısı çıplak, sarsak anoreksiklerin gitar çaldıkları siyah beyaz fotoğraflar çekmeyi seven bir adam arayacağım.

- Bazı zamanlar “tuhaf” bulunan müzikler olmadan durmak, yaldızlanmamış hakikati kabullenmek, toplumun parçası olmak, insanlara saygılı davranmak, oyunu kuralına göre oynamak gerekiyor. Dışarıya iyi hal kağıdıyla çıkmak istiyorum.

- Şu anda gördüğünüz herkesin, arabalarının içinde giden bütün bu insanların, kesinlikle hepsinin ama hepsinin bir gün mutlaka öleceğini hiç düşündünüz mü? BMW’sinin direksiyonundaki şu adamın? Ya da spa randevusuna yetişmek için Mini Cooper’ıyla BMW’li herifi sollayan şu kırklarındaki, sonradan sarışın teyzenin? Ve de hiçbir işe yaramayan gürültü engelleyici duvarların arkasına saklanmış şu apartmanların bütün sakinlerinin? Bir kez olsun bunların oluşturacağı ceset yığınını hayal ettiniz mi? Dünya var olduğundan beri üzerinden 80 milyar insan geçti. Bu görüntüyü aklınızda tutun. 80 milyar ölünün üzerinde yürüyoruz. Bütün bu tecillilerin ileride dev bir leş yığını oluşturacaklarını gözünüzün önüne getirebildiniz mi? İşte bu yüzden, hayat bir soykırımdır ve aşk da, Tanrı gibi “toplumda kaos çıkmasın, insanlar kuzu gibi hizalansın ve öyle bir şey daha yaratalım ki millet bunu yaparken de bir taşla iki geri zekalı vurabilelim” diye uydurulan bir saçmalık. Dolayısıyla bu iki kavramın birbirine karıştırılması oldukça doğal. (bkz. 1. madde)

- Kötü heriflerle dolu bir uçak düşünün. Yere çakılacak olsa; dürüstlük, zafer yolunda ilk adımını atmış olurdu. Ama hayatın örgütlenişinde kötü herifleri taşıyan uçakların düşmesine yer yoktur. Yere çakılan uçaklar masum insanlarla, trans halindeki aşıklarla, insanlığın yardımına koşanlarla, Otis Redding, Lynyrd Skynyrd, Marcel Dadi, Ella Fitzgerald, Mahatma Gandhi gibilerle doludur.

- Hayat bize, uzayda durmadan dönen bir taş parçası üzerinde geçirilmek üzere sunulmuş kısa bir zaman dilimi olsa gerek.

- Tanrı, insanların kendisi için yaptıklarına karşılık, hiç olmazsa var olma zahmetine girebilirdi, aynı fikirde değil misiniz?

- Kalabalıklar içinde yalnızlık. Durmadan telefonuna bakıyorsun ama aldığın yanıt hep aynı: “Yeni mesaj yok”

- Başrolünde Tom Hanks’in oynadığı bir filmin karşısında ve hep de aynı yerinde sızıp kalıyorum. (Hanks hem bir aktör hem de bir uyku ilacıdır)

- Ali, kızları düzmez; onları kaybetmeyi tercih eder.

- İyi bir ölü zaman, sıkıcı an ve büyük sıkıntı (tek başına ya da başkalarıyla birlikte) dozundan daha yapıcı ve verimli hiçbir şey olmadığı halde, canımın sıkılması fikrinden dehşete kapılıyorum. Ama gerçek hazzın sıkıntı olduğunu anladım. Şimdiki zamanımın tadını çıkarmama izin veren tek bir şey var; o da yalnızlık, ama herkes bunun tersini amaçlıyor. – Dünya can sıkıcı olmadığında gerçekdışı.

- Ben de bir palmiyenin altında, can sıkıntısının keyfini çıkarıyorum; mutluluğumu da kumun üzerinde çiftleşen iki çekirgeyi seyretmeye borçluyum.

- O yolculuğa ayaklarım geri geri giderek çıkmıştım; oysa bir ara, neredeyse ulviyete erişiyor, ebediyete dokunuyor, hayatı okşuyor, gülünçlüğü aşıyor, yalınlığın ne olduğunu anlıyordum.

- Aşkın kalple, bir tür kanlı pompa olan o tiksindirici organla hiçbir ilgisi yok. Aşk önce ciğerleri sıkıştırıyor. İnsan “kalbim kırıldı” değil, “ciğerlerim tıkandı” demeli. Ciğerler insanın en romantik organı. Bütün aşıklar vereme yakalanıyor; Çehov, Kafka, D.H. Lawrence, Chopin, George Orwell, Azize Theresa’nın bu hastalıktan ölmüş olmaları da tesadüf değil.

- Bu aldatmacanın bir gün biteceğini biliyorum ama bir yalanın bitmesi, hakikate geri döneceğim anlamına gelmiyor. Dikkat: bir yalan içinde bir başkasını gizleyebilir.

- Bir şey söylemiyorsam, iyiye işarettir; götüm yemiyor demektir. Götüm yemiyorsa, iyiye işarettir: kafam karışık demektir. Kafam karışıksa, iyiye işarettir; aşık oluyorum demektir. Aşık oluyorsam, kötüye işarettir.

- Affedersiniz, Küçük hanım, sizinle yeniden buluşmak için telefon numaranızı alabilir miyim?

 - Tabii ki Beyefendi…

- Ali, bana Ali deyin. Galiba size aşığım Göğüslerinizin üzerinden kaymamdan rahatsız olur muydunuz hanımefendi?

- Rahat olun lütfen. Ama belki de konuşmadan önce, dilinizi ağzımda yedi kez döndürebilirsiniz?

- Gidebileceğimiz bir yeriniz var mıydı?

Bu kadar kolay aşık olmaya yazık. Böyle yaşayan insanların tepesinde, fırtına habercisi bir şehvet bulutu dolaşır. Zevk, evliliğin üzerinde asılı duran Demokles’in kılıcıdır.

- Kendini iyiymiş gibi göstermeye çalışan bir sürü kötü adam tanıyorum, ama o nadir bir cinsti: kendini kötü biri gibi göstermeye çalışan iyi biri. Ne yazık ki, rolünü gerçekçi oynayabilmesi için illa ki gerekli olan aklının sınırlarına dayanmak onun için çok yorucu bir iş olması sebebiyle hile yapması gerekti.

- Erkeklerin kadınlara bu kadar acı çektirmelerinin nedeni, hiç kuşkusuz, kadınların ağladıklarında çok daha güzel olmaları.

- Hayatınızı değiştiren insanlarla karşılaşıyorsunuz ama onlar bunu bilmiyorlar, sonra size usul usul ihanet ediyorlar, düşmanınızla barış yaptıklarını görüyorsunuz, sonra bir gün batımında, yağmadan dönen bir ordu gibi yıkıntıların arasından geçip uzaklaşmalarını seyrediyorsunuz.

- Sevgili kolektivist ütopya halkı! Bir iyilik yapıp beni kendimden kurtarabilir misiniz? Yoksa ayaklarımı suya, parmaklarımı prize sokacağım. Onsuz olmaktan daha kötü tek bir şey var: onunla olmak!

- İnsanlara hayatlarının hiçbir anlamı olmadığı fazla söylenirse, bir an gelir, kafayı üşütürler, çığlıklar atarak sağa sola koşmaya başlarlar, var oluşlarının bir amacı olmadığını kabul edemezler. Düşünüldüğünde, insanın kendisine aşk için değil bir hiç için, sadece ölmek için yaşadığını söylemesi oldukça güç, herkesin kafayı yemesine şaşılacak bir şey yok.

- Acı çeken insanlar dünyaya güveniyorlar çünkü ondan kurtulduklarına inanıyorlar. Bu dünyanın gaileleri, bu dünyadaki yaşam kadar ağır değil.

- Kendimi bir David Lynch filminde hissediyorum. Bu medeni ve mütesebbim görünüşün ardında, sizi daha fazla gülümsemeye zorlayan karanlık bir boyut, gizli bir şiddet, yıkıcı bir cinnet saklı.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s