Ben Albert Speer değilim

Posted: 20 Nisan 2010 in ali
Etiketler:, , , ,

“Memurlar nikel asansörlerin içinde

çıkıyorlar çilelerini çekmeye.

Sekreterler görüyorum gelip geçen Rimellerini tazeleyen.”

“O’na can sıkıntısını yasaklıyorum, düşünmesini engelliyorum. Yenilik terörizmim hiçi satmamı sağlıyor. Beynine girmek öyle güzel ki… Beyninin sağ yarısına boşalıyorum. Rastgele arzulamalardan men ediyorum o’nu. İstekleri yıllardır dişlerini bileyen bir ego’nun yatırımı. Yarın ne isteyeceğine, bugün ben karar veriyorum.”

İşte ilişki dünyasının komplike bağları. İşte gerçek düşünce balonları. Holden Caufield’in phoney’leri değil miyiz hepimiz? Bir birliktelikte birbirimize gerçekten kastederek söylediklerimiz bunlar değilse ne? Ertesi günkü dersine hangi kıyafetle yetişmeye çalışacağına karar vermiyorsak, neye müdahale etme vasfıyla bir ilişki içindeyiz?

Ali’nin yanına 1 Şubat 2010’da taşındım, 20 Şubat 2010 tarihinde, beraber kaldığımız evden ayrılmak zorunda kaldım, Ali arkamdan gelmedi. O tarih itibariyle, daha sonrasında geldiğim yere yani Antalya’ya dönmem için üzerimde baskı kuran halamın evine sığındım. Mart’ın 1’inde, nostalji üzerine büyük bir fetişi olan Ali, MSN yoluyla benden ayrılmaya karar verdiğini açıkladı. Kuvvetle muhtemel bunu yayından kaldırmamı isteyen dahili mi, harici mi olduğunu çok da iyi bilmediğim en az bir adet bedbahtım olacaktır ama aşağıda yüzde yüz gerçek bir msn konuşmasının özetini okuyacaksınız:

schizo: ee neler yapıyosun
Táranis Ancalimë: kaanla geyik yapıyoruz.
birazdan film izliycez
schizo: hı, hangi filmi izliyceksiniz?
Táranis Ancalimë: alfret hiçkak filmi :)
sen neler yapıyorsun?
schizo: sabah sabah izlenir mi be o? :D
napayım ya kalktım işte oturuyorum öyle
Táranis Ancalimë: sen beni sevmiyorsun
schizo: neye dayanarak söyledin bunu şimdi?
Táranis Ancalimë: zuhahahahaha
resimlerimizi kaldırmışsın
Táranis Ancalimë: :) :)
şaka şaka
beni seviyorsun biliyorum
schizo: bi’ gün evet diycem o olucak!
Táranis Ancalimë: valla bekliyorum aslında
evet demeni
Táranis Ancalimë: benden soğuduğun çok bariz! korkularım gerçek oluyor
Táranis Ancalimë: unutamıyorsun, kafan karışıyor vesaire
bissürü bahanen var
Táranis Ancalimë: bir kere bile benim seni sevdiğim kadar sevdin miğ beni
schizo: açık söylemem gerekirse tatlım, senin beni sevdiğin kadar sevemedim seni. ama biliyosun ki çok istedim aynı senin gibi sevebilmeyi
Táranis Ancalimë: buyrun!
Táranis Ancalimë: hala benimle olmak istiyor musun
Táranis Ancalimë: İSTİYOR MUSUN?
schizo: sen sürüklendin demiyorum; “beni niye buralara kadar sürükledin” dediğin için öyle dedim
minnet değil onu söyliyim bi’ kere
vicdan, öyle bi’ şeye artık sahip olduğumdan emin bile değilim
ama seni seviyorum, o zaman da söylemiştim; seni kendimce seviyorum,
çok farklı bi’ şey inan ki hiç bi’ zaman anlatamam sana
Táranis Ancalimë: yani gidersem ve bir daha asla seninle görüşmezsem yokluğumu hissedersin, öyle mi?
schizo: tabii ki hissederim, tabii ki ararım senin varlığını
Táranis Ancalimë: o zaman anlar mısın beni ne kadar sevdiğini?
schizo: şimdi de biliyorum ve anlıyorum seni ne kadar sevdiğimi
Táranis Ancalimë: ilişkimiz eskisin istemiyorum ali?
Táranis Ancalimë: hala neden olduğunu bilmiyorum ama sana kızıyorum
dengesiz harektlerim var şu ara
farkındayım
schizo: valla bazen kızmakta haklısın aslında
Táranis Ancalimë: neden sen söyle
schizo: ya her hangi bi’ şey yok aslında, tam olarak şundan dolayı diyemem
schizo: ama kızmak istiyosan, dilediğin gibi kız
Táranis Ancalimë: “biz”i çok kötü görmeye başladım son zamanlarda
Táranis Ancalimë: tüm gücümle asılmaya başladım farkındasındır
schizo: farkındayım tüm gücünle asıldığını ve “biz”in kötü bi’ yere gittiğinin
Táranis Ancalimë: ee ne diyorsun? izleyecek misin sessizce
yoksa kalkıp bişeyler yapacak mısın
sevdiğin kadını kaybetmemek için
schizo: zamana bırakmaya ihtiyacım sanki ya da bilmiyorum
Táranis Ancalimë: iyi. görüşmeyelim. senden de bunu duydum ya
tamam bitti.
zamana ihtiyacın varsa bitti
Táranis Ancalimë: ayrılalım
Táranis Ancalimë: üstelik dünkü o “güçlü olalım” konuşmamdan sonra
bravo! teşekkür ederim
he
schizo: öyle olmasını istiyosan bitiren sen ol
Táranis Ancalimë: istiyor muyum sence?
iyi düşün bunu isteyen aslında sensin
schizo: benim şu tavırlarım karşısında bitirmek istiyosun, istemesen bile
Táranis Ancalimë: peki neden hala bu tavırlarını sürdürmekte bu kadar ısrarcısın
Táranis Ancalimë: bunu yapmanın neye mal olacağını bile bile neden?
schizo: bilmiyorum, sadece içimden böyle yapmak geliyo, böyle davranıyorum
Táranis Ancalimë: …ve sırf böyle davranmak için bizi harcıyorsun. çok sağol!
çok güzel
Táranis Ancalimë: benim de içimden bazı şeyler yapmak geliyor bazen ama bu “biz”e zarar verecek diye deliler gibi korkuyorum
Táranis Ancalimë: ali?
neden ya?
neden ali?
ben ne yaptım?
Táranis Ancalimë: neden bunun hesabını bana ödetiyorsun
neden mutlu edemiyorum seni
yapmadığım ne kaldı
schizo: … eğer daha birlikte olursak sana yalan söylemekten korkuyorum
schizo: mutlu edemiyorsun değil, ben mutlu olamıyorum veya seninle mutlu olmamı engelliyorum
inan, bilmiyorum
schizo: ve yine söylüyorum, kötü hiç bi’ şey yapmadın
Táranis Ancalimë: ama benimle olmayı istediğini söyledin az önce
Táranis Ancalimë: ALİ?
Táranis Ancalimë: cevap verecek misin
schizo: evet söyledim
Táranis Ancalimë: İSTİYOR MUSUN HALA?
schizo: ama emin değilim birlikte olmak isteyip istemediğimden
Táranis Ancalimë: Hoşçakal

Evet, derin bir nefes alma zamanı. Kontrol yavaş yavaş sizin inisiyatifinizden kurtularak bağımsızlığını ilan ediyor ya da benim gibilerdenseniz daha da fenalık getirerek karşı tarafa bırakıyor kendisini. Çırpınıyorsunuz, geniş çapta ve asla doğmayacak bir yumru büyütüyorsunuz gırtlağınızın ortasında, bile bile bitleniyorsunuz ilkokul aşkınıza inat, kırmızı et parçalarını çevreleyen ve çok şahane bir şeymiş gibi pazarlamanıza yarayan ve ismine ten denilen o ambalajı yırtıp içindeki gerçekliğe varmaya başlıyorsunuz ve sonunda da Tanrı’nın bir bok bilmediği konusunda Şeytan’la mutabık konuma geçiyorsunuz. Çok sıkıca kapattığınız halde parmaklarınızın arasından yavaş yavaş sıyrılıyor o adam / kadın.

Gerekçesi: sağlıksız bir inat. Bir moron psikolojisi. Tükürdüğünü yalama fobisi. Kendinden tiksinme, kendine acıma! Asla tek bir isim, tek bir sıfat, tek bir neden değil. Analiz edelim:

İlişki Türü:

Mori Leyla’nın patronuyla papaz olması riskini siklemeyerek, sevdiği adamla beraber 20 gün arayla iki defa işini asıp pansiyonda kalması. Üstüne yılbaşına İstanbul’da, yine sevdiği adamla tekila içerek ve dans ederek girmesi. Üstüne sevdiği adamın memleketi olan Simav’a giderek tüm aile bireyleriyle tanıştırılması, hatta sevgililer günü’nü sevdiği adamın anne babasıyla geçirmesi, hatta ve hatta sevdiği adamın annesiyle geleneksel addedilen ne varsa hepsine açık ara fark atan hamama gitme ritüeline maruz kalması. Sevdiği adam’ın yanına taşınmadan önce 24 yaşındaki kemiklerinin hepsine birer birer inmişçesine yediği o korkunç baba tokadına ev sahipliği yapması. Cepte 5 lira ve sapı kırık bir bavul eşliğinde İstanbul’a kaçması. İstanbul’da sevdiği adamın ablasının ve eniştesinin evine yapılan takribi bir haftalık boya badana işinin tam ortasında kalması ama hala bundan keyif alması. Taşınmasından 10 gün sonra müracaat edip, kabul edileceğine yüzde yüz inandığı işten üç gün sonra olumsuz cevap alması ama hala sevdiği adamın yanında olabildiği için kendisini şanslı sayması ve gülümseyebilmesi. Yine taşınmasından 15 gün sonra eşinin mırıldanmasından çekinen ablanın, çareyi Leyla’nın sevdiği adamla konuşmakta bulmasıyla sonuçlanan bir “evden tekrar ayrılış” macerası. Kırık bavul, yağmur ve İstanbul’da toplu taşıma araçlarıyla yakalar arası yolculuk etme zorluğu kombosuyla mücadele ve yine… Ailesinin “bir daha asla dönemezsin” demesine rağmen o’nun yanına taşınmasından yalnızca 30 gün sonra Mori Leyla’nın bizzat sevdiği adam tarafından müthiş bir soğukkanlılıkla kapı önüne konulması.

Sonuç:

Çorlulu Medresesi’nde, her şeyin başladığı yerde yankılanan zayıf bir “yapamıyorum” argümanı.

Antalya’ya dönüp Ali’nin hiçbir bilgisinin olmadığı o ilk 2-3 gün dışarıda kalmak harici olan diğer sonuçlar:

Kafa karışıklığı. Acıtan gözler. Yeniden hortlayan kafein bağımlılığı. Sinead O’Connor. Dengesiz reaksiyonlar. Depresyon hırkası. Uzayan Tırnaklar. “Neden?”. “Nasıl?”.

Neden onu unutamıyorsa, bana hakikaten beni seviyormuş gibi geldi?

O kadar kabuğunu kırabilmişken, nasıl oluyor da ayrıldığımız gün en ufak bir duygudan yoksun kalabiliyor?

Neden onca zahmete katlandı?

Onu unutamıyorsa, nasıl Simav’da gözlerimin içine baka baka 13. kez “her şeyim” dedi bana?

Neden ailesiyle tanıştırdı?

Nasıl o kadar güzel dokunabildi?

Neden?

Neden?

Ne…

den?

Ne…?

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s